Ankara'ya Posta

 İçinde parça tesirli bir bomba gibi taşırdı zihnini. Birisi ona dokunmaya görsün, anında parçalanır, infilak ederdi. Değerleri ve düşünceleri masanın kenarından, divanın altından toplardınız. Dağılmayı engellemek imkânsızdı.


Yorgundu. Kelimeleri dansa kaldırdığı gibi insanları da oynatırdı. Merkezindeydi tüm o oyunun. Kendisi mi oynatıyordu onları, yoksa onlar dalga geçmek için mi ortalarına almışlardı onu, bilmiyordu. Sadece içine katlanıyor, kanıksıyor, yaralanıyor ve çok kötü düşüyordu.


Dizleri yaralı şekilde yürümeyi denedi. Çabası hayatta kalmak uğrunaydı. Adımlarken yazdı, yazarken araladı. Dizi kanadı, kanı tarihe sızdı, eskidi adam. Eski filmleri hatırladı. Çocukluğundaki güçlü kahramanları. Gerçeklikle savaşıp, onu alt edip üstüne güzel bir gün batımında dostları ile sohbet eden insanları. O yüzden bir adım daha attı.


Kaderini biliyordu. Daha çok gençken gergin cildine, bir bulantı ertesi şunları kazıtmıştı: da capo, in nihil!


Durdu ve sayıkladı; Ne bekliyordum, ne kaybettim ne de kazandım. Sadece sigara molasında iyi yazılmış bir öyküye yamandım.


Ziyadesiyle kaybetmişti. Her zamanki gibi. O film kahramanlarından çalınmış bir cesaretle, aynı ordu ile üç farklı cephede savaşa kalkışmıştı. Sağından ve solundan basılan dergiler de bunu tarihe not düşmekle yetindi: tarihi bir yenilgi. Gençliğinde o dergilerin samimi olmadığını anladığından muhabbeti kesmişti. Son günlerde yalnızca fiyakalı bir intihar denemesinden sonra aynalara karşı namaza durduğunda onlara selam vermekle yetinirdi. Önce sağa, sonra sola. En son yukarıya. Şimdi selamı da kesiyordu. Yenilgilerim okurları artık heyecanlandırmıyor sayın yukarıdaki yazı işleri müdürü. Bir mail ile istirhamımı bildiriniz genel müdüre.


Etrafında hep birileri olurdu, hep sokakları bekledi. Herkes yürüdü, kimse gelmedi. Şiir ıslattı. Mısra kazıdı kaldırım taşlarına. Sabahladı, geceledi, yorgun düşüp uyuyakaldı kimi sokaklarda ama yine gelmedi. Bu gecenin de böyle bitmesini istemezdi.


Bir adım attı. Dizi kanıyordu. "Acar gibi oldu" derdi rüyasındaki adam dizini sarınca. Alakası bile yoktu. Dükkân camından yansıyan görüntüsüne baktı. Kemiklerini saydı. Büküldü, katlandı. Hâlâ hayatta olduğuna inanamadı.


Bir adım daha attı. Son otobüsü kaçırmıştı. Hava soğuktu, üşüdü, ellerini cebine sokuşturdu. Daha ne kadar titreyebilirdi solukları, bilmiyordu. Dudakları büzüldü, derin nefes aldı, durdu. Erkek adam ağlamazdı. Böyle yazardı sonra sağındaki ve solundaki derginin yazarları. Önce sağına, sonra soluna sövdü. Sonra yukarıdakine selam çaktı, sigara yaktı.


Ardından arkasından gelen kâğıt toplayan çocuğun kâğıtlarına niyetlendi. Cesaret edemedi yakmaya. Vazgeçti. Çocuk yeltendi ;

"Sana Ankara'dan bir posta var. Devlet satışa çıkarttı bazı müsvetteleri, senin payına düşen de burada. Karşılığında çok bir şey istemez."

Cebini yokladı adam, geleceğe dair umutlarını verdi, onu bu dünyaya bağlayan evrakı aldı. Doğumun üzerini çizdi, ölüm yazdı. Doğum nedeni diye bir bölüm olmadığından, evrakın sonuna kendisi ekledi;

"Ölüm nedeni: diz kanaması"


Kâğıdı katladı, Ankara’ya postaladı. Ankara bilmeliydi. Herkes bilmeliydi. Zaten çoktan kesmişti saçını, bıyığı beyazlamıştı. Çoktan bir devrim gelmişti midesinden. Şimdi kusma vaktiydi. Yapışkanı tutsun diye önce ruhunu, sonra zarfı yaladı. Üzerine son bir not iliştirdi zarfın. Cenazesi fethinin ardından okunan şükür selası ile kuytu bir köşe başına defnedilecektir. "Kaybeden vardır ki kazanan olsun" diye geçirdi içinden.


Bir adım daha attı. Başı döndü, gözünü kapattı. Açtı, artık solunda bir uçurum vardı. Sağında ise her gece düşünüp durduğu geceleğinden bir anı. Her adım onun için artık hayatta kalma çabası değildi. Denge işiydi bu, ne geleceğe yamanmalı ne de uçuruma teslim etmeliydi kendini.

Bir adım daha attı. Soluna çekti zihninin düşünce merkezi, yalpaladı. Uçuruma karşı oturdu, sırtını döndü geleceğe.

Hep birileri olmuştu çevresinde, gelip geçmişti insanlar. O ise sokaklarda beklerdi. Şimdiyse uçurumda bekliyordu. Herkes geldi ve geçti, o bekledi. Kimse gelmezdi, o yine bekledi.

Yorumlar