Son Bir Savaş
'Son bir savaş!' diye haykırdım gece vakti. Yankımdan başka kimse aldırış etmedi. Anlaşılabilirdi; çünkü mekandan nasıl ayrıldığımı herkes duymuştu.
Ben ve sayfalarım otuz beşlik içtik. Bazı damlaları mürekkebim kayganlaşsın diye kullandım. Sayfaların alkol kullanmadığını biliyordum fakat, pıhtılaşmış özdeyişlerle küçüklüğümden beri kırgınım. Kızıl ve akışkan olsun isterim sözlerimi. Her dublenin ardından bir bira yuvarladım. Az kalsın masadan düşüp kırılacaktı ganimetim. Düşmeden yakaladım. Masanın kenarına dizdim. Sınıra; boşluğun hemen yamacına. Almaya çalışan garsonları nazikçe engelledim. Kaybedişimin kulesini dikecektim oraya. Tanrı'ya ulaşmak için kuleler dikip adına zafer diyen insanoğluna karşı, dünyaya dokunmak için şişelerden mabetler yapan bir zavallı; Esrilik, ironik bir kurtarıcı arayışıydı.
Kırdım, yaktım, yepyeni kelimeler kazıdım boşluğun yamacına. Yeni sayfaları Fethettim, ardından lağvettim kuralları. Durdum ve dinledim tüm hayatım boyunca kulağıma küpe olan lanetleri. Doldurdum ve içtim günahı, acıyı ve aşkı. Dayandım, bazen dayanamadım; bir mektup yazdım. Adres satırları gümrük memurlarına takılmasın diye şöyle karaladım; Kaybedişler Apartmanı, kapı numarası: fark etmez.. Cevap beklediğimden değildi, yankılara alışıktım.
Yeterince içtim, biraz da kustum. 'Günahım nedir?' dedim kasadaki memura. 'eski usulle mi halletmek istersiniz?' diye sordu. Cesurdum, 'Benden bir Napoleon çıkmaz mı?' dedim. Gülümsedi. Gizli bir yerden tarih kadar eski bir terazi çıkarttı. Tozunu sildi, sol haznesine bastırdı parmaklarıyla. Mekanizmayı onayladı. Ben de ceplerimi yokladım o sıra. İsimsiz birkaç mektup, basım tarihi okunamayan bastırılmış duygular buldum. 'Yetmez bunlar azizim, nerden baksanız üç bira ve bir otuz beşlik içtiniz, altın seri.' dedi. Daha derine daldırdım ellerimi. Bir logar kapağı açtım, vaşağa selam verip basamakları indim. antika bir anı buldum, memura uzattım. Memur aldı, evirdi, çevirdi. 'İran işi bir intihar girişimi.' dedi. 'Şimdilerde pek tutmaz ama değerini bilenler buna iyi bir karşılık verirler'. Gözlüklerini taktı, daha yakından baktı intiharıma, 'Üstelik bilek damarları ya da kirli bir urgan değil bu.' diye ekledi. Ne yalan söyleyeyim, o an gururlandım. 'Bayım, siz yüzünüzü kesmişsiniz' dedi hayretle. Yanağımdaki izleri gizledim. 'Yetmemek şöyle dursun, yaptığınız bu ödeme ile size birkaç gençlik umudu vermem gerek.' Tam kasadan çıkartmaya yeltendi ki elini kaptım. 'kalsın' dedim, 'Tip Box'a atın'
Ardından çıktım. Şehrin ara sokaklarında kaybolmak lazım gelirdi bu vakitlerde. Belki bir dilenci kediyle oynaşır, kartonda sızar, okullara pislerdim. En kalabalık yerinde haykırdım caddenin 'Son bir savaş'
'Kaybeden daima kaybeder' diye yazdıydım, anımsadım. Hayatı o günden sonra bir kumar masası gibi görmeye başladım. Kazanmak için değil, kaybetmeye değer son şeyimi bulmak için otururdum başına. Birkaç hayat önceydi, belki de dün; zamanı karıştırdım. Fakat, henüz bıyığım beyazlamamıştı. Annemle yaşardım o vakitler. Sonra bir cenaze kaldırdım. O gece çok düşündüm. Bıyığım beyazladı. Hastanenin bahçesine çıktım. Sigara yaktım, güneşi söndürdüm. Gerek kalmamıştı ışıldamasına artık. Zaten renklerin hepsi koyulaşmıştı. En son ne zaman begonya gördüydüm ? En son ne zaman kokladıydım O'nu? Üzerine sinekler çullanan sokak köpeğini sevdim. 'sen de, ben de' dedim. Kaşlarını kaldırdı, yemek bekledi benden. Ama ben artık toktum merhamete. 'şairane bir mağlubiyet yaşadık.' yanına sokuldum köpeğin. Çok daha düşündüm, ruhum beyazladı.
'Ne günlerdi be!' dedim içimden.
Gül satan kadına begonya sordum, eve döndüm ve uyudum.
Yorumlar
Yorum Gönder